Ana Sayfa
Arap Kökenli Mısır lı bir yazar - Osmanlı döneminde olduğu kadar işlek olmamıştı...

Avrupa'dan Afrika'ya, Doğu Avrupa'dan Karadeniz'in

öbür yakasına, Hicaz'dan en uzak ülkelere, Hint'ten

Avrupa'ya tüm kavşak noktalar Osmanlı ülkesi üzerinde

olduğu için çok büyük ve verimli bir

gümrük ticareti yaşanmıştır. “



Fehmi Şinnavî

 Detay için Tıklayınız..

Bediüzzaman'ı tanımak - Medeniyetimizin solmaya yüz tutan dilini, bu dile hayatını ve hayatiyetini kazandıran ruhu, ruh-kökünü kavrayabilmek ve yeniden üretebilmek için Bediüzzaman'ı tanımak zorundayız.
Son bir yüzyılda Müslümanların yetiştirdiği iki büyük düşünür var: Biri Pakistanlı Muhammed İkbal, diğeri Ülkemizde doğup yaşayan ancak yaşadığı dönemlerde değeri anlaşılanayan, yıllarca kitapları yasaklanan Bediüzzaman. Ancak bence Bediüzzaman, İkbal'den daha büyük ve daha esaslı bir düşünürdür.
 Detay için Tıklayınız..

Musa'lar yalnızdır!.. -

 


Musa'nın olduğu yerde Firavun değil, Firavun'un olduğu yerde Musa vardır. Yani evvela küfrün zehirden tadı emilecek, sonra panzehir olarak din yetişecek.
Nizam böyle!

Musa kelimesinin ihata edeceği her şahıs, İlahi bir ıslahat fermanıyla insanlar içinde boy gösterirken, onların evvela yalnız oldukları göze çarpar.

Evet, Firavun kavmine gelen Musa'lar yalnızdırlar. Çünkü Firavun bir meslek erbabı değil, bir dava adamıdır. Davasının yekûnu ise semavi dinlere karşı olmak, hatta elinden gelirse onları yıkmaktır. Bu sebeple çömezlerini yurdun dört bucağına dağıtır; her mahallede hatta ve hatta her evde bir tane bulundurmaya gayret eder. Buna muvaffak da olabilir.

Neticede Musa'lar aleyhine öyle bir sahne kurulur ki, yılana sarılmış Musa, ejderha ile mücadeleye gider. Bunu daha çok açarsak, Musa'ların evladı veya karısı Firavun'un çömezi olabilir, onun namına hareket edebilir.
 Detay için Tıklayınız..

ÜÇ AYLAR VE ŞEYTAN -

Bütün İslam alimleri ittifakla bildiriyorlar ki, mübarek üç ayların girmesiyle, Cenabi Hak (c.c)  rahmet kapılarını açar,  tevbe eden günahkar kullarının tevbelerini kabul eder,  tevbelerinde sabır ve sebat gösterenlerin günahlarını bile sevaba çevirir.  Kim dünya ve ahiret saadetini düşünür tevbe kapısından içeri girerse muhakkak ki bahtiyar olacaktır.

 Detay için Tıklayınız..

Amerika Birleşik Devletlerindeyiz - Teknik bir gezi için 26.04.2008 ile 02.05.2008 tarihleri arasında A.B.D.’nin Dallas bölgesine gittik. 26.04.2008 cumartesi günü saat 11.00 sularında Atatürk Hava Meydanından KLM hava yollarına ait bir uçak ile Amsterdam’a uçtuk, orada bir saatlik aktarmadan sonra saat 19.00 sularında da yine KLM’ye ait bir uçakla A.B.D Dallas’a doğru uçtuk Gün değişimini havada geçirdik, fakat hiç fark etmeden yapılan bugün değişimi neticesinde Dallas’a indiğimizde hala cumartesi günü yerel saat’le 17.00 civarı idi. Dolayısıyla cumartesi gününü ender rastlanan bu yolculuk münasebetiyle yaklaşık 36 saat yaşadık. Biz sürekli gün batımına doğru uçtuğumuz için bir gündeki bu uzun yaşantının hiç farkına varamadık. Detay için Tıklayınız..

HAC ve DUYGULAR - 1976 yılında Umreye gitmiştim. 40 kişilik bir Otobüs hepimiz Muş İmam Hatip Lisesi 6.nci sınıf öğrencileri, rehberimiz Merhum Meşhur Vaiz Timurtaş Uçar. Hatayın Cilvegözü sınır kapısından çıktık, Suriye’nin Halep, lazkiye Şam illerinden sonra Ürdün’ün Amman ve Maan illerini, buradaki Tarihi ve Turistik yerleri ile Mukaddes yerleri ziyaret ederek Tebük ten Suudi Arabistan’a girdik ilk gördüğümüz yer Hayber Kalesi idi. Hayber Kalesini gezerken gözlerimizde canlandırdığımız Hazreti Ali’nin heybeti, cesareti ve kahramanlıkları idi. Daha sonra Medine-i Münevvere ve Mekke – i  Mükeremeye gittik. Medine – i Münevere de Kainatın efendisi Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) min Kabr – i Saadetlerini ve yanındaki halifelerinden Sıddıkı Ekber vasfını Kazanan Hazreti Ebubekir Sıddık (R:A) ile Faruki sıfatını alan ve yeryüzünde adaleti ile nam bulan Hazreti Ömer (R.A.) in kabri saadetlerini çok rahat ve defalarca ziyaret ettik. Onlardan şefaat ve himmet diledik. Detay için Tıklayınız..

Mübarek Ramazan Bayramı -
Muhterem Okuyucularım.Rahmet ayı Ramazanı geride bırakarak en büyük mutluluk ve sevinç günlerimizden birine ulaşmış bulunuyoruz. Bizi, bu mübarek güne ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senalar…Mübarek ramazan bayramı, bütün Müslümanlara kutlu olsun. Yüce Rabbimiz bu mübarek günü, güven, esenlik, barış ve huzura vesile kılsın.
 Detay için Tıklayınız..

BOSNA HERSEK ZİYARETİ (II) -  

            Sarajevo’nın serin fakat çok temiz havalı sabahında oteldeki odamızda sabah namazı ezanı ile uyanıyoruz.  İnanın Türkiye’de bile yine eski Osmanlı Mahalleleri hariç bu kadar çok camili yerleşim yeri bulmak imkânsız. Sabah 07.00 ‘de başlayan zengin menülü kahvaltımızdan sonra Sn. İsmail MÜFTÜOĞLU’nun ilan ettiği gibi saat 08.00’de salonda toplandık.

 Detay için Tıklayınız..

KAMU KURULUŞLARINDA MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ - Sample Image  Detay için Tıklayınız..

RAMAZAN AYININ ( ORUÇ TUTMANIN) FAZİLETLERİ -


Allah'u Tealanın bizlere nasip etmesiyle, tekrar mübarek Ramazan ayına kavuştuk. Bu mübarek ayın faziletini, değerini ve Müslümanların bu ayda neleri yapması gerektiğinden bahsedeceğiz. Bu ayın önemini bizlere Peygamber efendimiz (sav) şu hadisi ile gösteriyor:

"Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi." (Tabarani)

Ramazan ayı on bir ayın sultanı olup, insanlığın karanlıktan aydınlığa, alçaklıktan yükselişe ve delaletten hidayete götüren Kur'an'ın indirildiği aydır. Allah'u Teala şöyle buyurmaktadır: Detay için Tıklayınız..

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ ve KÜRT MESELESİ -

Osmanlı coğrafyasında Kürdistan tabir edilen bölgede dünyaya gelen Bediüzzaman Hazretlerinin Osmanlı payitahtına gelmesinin bir sebebi de, o havalinin maddi manevi kalkınması içindi. Oralara nazar-ı dikkati çekebilmek için ünvanını “Kürdî” olarak ilan etmişti. 1908’in başında İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e müracaat etti. Doğunun ve orada çoklukla yaşayan Kürdlerin ihtiyaçlarını dile getirdi.  Sultan Reşad dahil bütün hükümet ricaline mektuplar yazdı. Sadece onları haberdar etmekle kalmayıp bilfiil teşebbüs etti, tahsisat çıkarttı. Gitti Van Gölü kenarında İslam Üniversitesinin temelini attı. Ne çare ki, harbler, inkilaplar o muhteşem maarif-i İslamiye ve fenniyenin maddi tahakkukuna müsaade etmedi. Fakat bunları gerçekleştirmeyi hiçbir zaman ve zeminde merkezi hükümetten ayrı yerde ve zeminde düşünmedi. Merkezi hükümette bir problem varsa, sadece Kürtlere yönelik bir mesele değil, bu herkesin meselesidir diye düşündü.  İşte Bediüzzaman Hazretleri ünvanını Kürdî olarak kullandığı 1908 den 1923’e kadar Doğunun terakkisi, hususan maarifi için çok gayret etmiştir.

 

 Detay için Tıklayınız..

KÜRESEL ISINMA KIYAMET0N HABERC0S0M0D0R. -           İstanbul da yağmursuzluk sıkıntısı arttıkça acaba kuraklık mı var veya bu görülen kuraklık daha ne kadar devam eder diye her keste bir endişe başlamıştır. Kış ve ilkbahar mevsiminin bitmesi ile bu endişe daha da artmış. Bugün (20.Mayıs 2007) iski verilerine göre barajlarındaki su miktarı %46 seviyesine inmiş, yanı en fazla 5 aylık bir su rezervi kalmış denilmektedir. Yağmurları meşhur olan İstanbul, bir senedir yağmursuz geçiriyor, yağmur yağmadığı gibi kar da hiç yağmadı. Suyunun tamamını yüzeysel sudan elde eden İstanbul, akar bir kaynağa da sahip olmadığından ilgilileri hakikaten endişelendirmektedir. Bu hususta çeşitli çarelerin düşünüldüğünü biliyorum ancak ben bu tarafa değinmeyeceğim.               Ben esasen bu kuraklığın nasıl bir kuraklık olduğuna ve sebepleri ile neticelerine değinmek istiyorum. Yukarıda da değindiğim gibi İstanbul da kuraklık devam ettiğinden Su Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Zekai ŞEN hoca İski konferans salonunda değişik konferanslar vererek bu hususta çok mühim bilgiler verdi. Zekai ŞEN hocayı dinlerken Bu Kuraklığın İsmi KÜRESEL ISINMA dır diyordu,bunun sebebi de İnsanların Sanayi ile atmosferi kirlettiğinden dolayıdır diyordu, zengin ülkeler sanayileşerek havayı kirlettiklerinden ve hala kirletmeye de devam ettiklerinden Dünyamız böyle bir felaketle karşı karşıya kaldığı bunun için fedakarlık ta Gelişmekte olan ve Fakir ülkelerden beklemektedirler diyerek sözlerinin altını çiziyor du. Bunun üzerine küçük bir araştırma yaparak değerli okuyucularıma bilgi vermek istedim.    Detay için Tıklayınız..

ÜSTADTAN GENÇLERE NASİHAT -

İslam Büyüklerini ve onların eserlerini okudukça, hayatları bize ayrı bir ders, yazdıkları ayrı bir ders vermektedir. Bakınız Hayatı Cihat ile geçmiş Büyük Üstad Bediüzzaman Said_i Nursi veya (Kürd_i) (K.V.) Gençler için ne diyor!

“ Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle. Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin. Tâ şakilerin şerrinden kurtulup hacatını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcatına karşı perişan olacaktır.

 Detay için Tıklayınız..

İNSANLIK ÂLEMİNE IŞIK OLAN İNSANLAR, SIRAYLA VE GÖREVLİ OLARAK GELİRLER -

Hz. Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur'u; ben onun zamanında gelseydim Mesnevi'yi yazardım. Onun hizmeti Mesnevi tarzındaydı, şimdi ise Risale-i Nur tarzındadır."     Bediüzaman                                                                   

     Bismihi...Bu yol size gider Efendim...            Bu yol Mürşidi Kamillerin yoludur bilirim... Anadolu’nun uyuyan yollarında buhrana düşmüş insanlar sizi arıyor.             Seher vakitlerinde rüyalarıma şefkatin eli değince, sizden bir esinti düşer ruhuma. Üstadım, Ruh Mimarım, Efendim... Birazdan dünya sizinle uyanacak taze güne. Sabahlar aydınlık, sabahlar serin. Sizin gül kokulu hatıranız, tatlı bir meltem gibi dağıtacak insanlığı saran buhranı.             Şimdi...            Günahları çoğalan caddelerin tadı yok, esrarı yok. Tadı yok mekanların, meskenlerin.            Hendekleri, menzilleri geçen sizin ak sevdalarınızdı. Aşkın kıyamında el bağlayan, sizin efsunkâr ellerinizdi, kalbimize mühür vuran. Gönül ayinesinde yürüdük sizin gibi Sultânü'I-Ulemâ  dergahına. .. Biliriz, zordur dünyadan geçmek... Pervane olduk şardan içeri.             Nurun şefkatine susamış kerbela misali yüreğimiz... Yanar dururuz kardan içeri... Sokaklarımız, caddelerimiz, evlerimiz kan ağlar... Bağdat sokaklarında kaldırımların avuçları terliyor utançlarından. Kahırlanıyor caddeler. Ağaçların ilenci düşüyor yaprak yaprak...Yok, tesellisi ruhumuzun, ruhumuz mahalle yetimi... Bir ceylan sekmesiyle, yayan yapıldak koşuyoruz asrın cehennemine.Uzaklardan görürsünüz hal ü ahvalimizi...Yüreğimiz, hasrettir yüreğinize. Kalmışız kıyılarda, uzattık ellerimizi ellerinize. Ey zamana düşen ışık, Verin ellerinizi...

 Detay için Tıklayınız..

GEZMEYE DEĞER BÖLGE : HİNDİSTAN-2 -
Çarşamba günü sabah kahvaltısından sonra Çendigar’dan Yeni Delhi’ye doğru yola çıktık. Yoğun bir trafik, her tarafta çalışan ve koşuşturan insanlar, yenilenmekte olan yol inşaatları, köprüleri, üst geçitler, değişik, değişik binekler, hayvanlar, bahçeler ve tarlaları geçerek ilerliyorduk. Bir yerde yol boyunca çadırlar, önünde kazanlar dişli bir makine ve küçük bacalardan yükselen dumanlar gördüm.Şoföre söyledim burada durduk.

Burada, şeker kamışından şeker ve şeker pekmezi (kurutulmuş) imal ediyorlar. Şeker kamışını dişli makinelerden geçirerek dişliler arasında eziyorlar, burdan akan suyu bir olukla bir kazana aktarıyorlar, burada kaynatıyorlar ve koca/koca küreklerle sürekli karıştırıyorlar, oradan da başka bir bağlantı ile ikinci kazana aktarıyorlar, burada da kaynattıktan sonra güneşe sererek kurutuyorlar. O kadar güzel çalışıyorlar ki; yakacaklarını presleyip suyunu çıkardıkları şeker kamışının sapını kurutarak elde ediyorlar, kuruyan bu sapları da sonradan kazanın altında yakıyorlar. Dolayısıyla yapılan işlemler sonucunda artık kalmadığı gibi hamaliye ve nakliye işleride olmuyor. Vatandaş şeker kamışını getiriyor, mamül malzeme olan şeker pekmezini götürüyor. Bu mamül’de bir çok gıda sanayinde kullanılıyor.
 Detay için Tıklayınız..

Görgü Kuralları - Hepimizin unuttuğu ancak topluma çeki düzen veren öğle usuller vardır ki biz bunları ancak aile ortamında, yakın çevremizde ve çalışmakta olduğumuz arkadaşlarımızdan öğrenebiliriz. Bu kurallar insana kişiliğini ve nasıl bir aile ortamından yetiştiğinin de ipucunu vermektedir. Kişi bu davranışları ile toplumda itibar görür veya toplum ondan uzaklaşır. Bu davranışların adına da görgü kuralları denir.Yanı kişi neler görmüş, nasıl davranmaktadır. İnsanlara karşı sevgisi, saygısı, oturması ve kalkması gibi bütün bir yaşam biçimini özetler.

Görgü kuralları; toplumların inanç, eğitim, ekonomik güç, teknolojik seviye, örf ve âdetlerine göre farklılıklar gösterir. Dünyadaki toplumların görgü kuralları, değişik olabildiği gibi, zamanın geçmesi ve teknolojik ilerlemeler de bazı görgü kurallarını kaldırıp, yerlerine yenilerinin konulmasına sebep olur.

Görgüden maksat; bir toplumdaki insanların birbiriyle münasebetlerinde olgun, medenî davranışlar içinde bulunarak, fert ve toplumun huzurunu, rahatını temin eder. Ayrıca bunlar, çok sık karşılaşılan günlük işlerde bir nizam ve intizamın hâkim olmasını sağlar. Böylece toplum, belli bir rahatlığa kavuşur.
 Detay için Tıklayınız..

ÇOK GEZEN Mİ BİLİR, ÇOK OKUYAN MI? -

Şuna inandımki, ne kadar okursanız okuyunuz, gözlerinizle gördüğünüz, yaşadığınız ve bizzat hissettiğiniz kadar etkili olmuyor. Öyleyse gezmek, görmek, hissetmek ve bizzat yaşamak gerek. Bu şekilde daha belirleyici ve daha da inandırıcı olduğu gibi akılda da daha kalıcı oluyor.

 

            Hindistan hakkında çok şey okumuştum, fakat aklımda kalan sadece nüfusunun çokluğu, dinlerinin çeşitliliği, havasının ılımanlığı, cevizi başta olmak üzere çok çeşitli baharatın yetiştiği ve dünyaca ünlü Taç Mahal’a sahip olduğu idi, ancak nasip oldu gidip bizzat gördüm, gezdim ve şahit oldum. Gördüklerimi hatırlayabildiğim kadarı ile sizlerle paylaşayım, okuyun ve bildiklerinizle mukayese edin, daha sonra sizde gidip, gezmeye ve görmeye çalışın, bu sefer göreceksiniz ki benim yazdıklarıma doğrudur diyeceksiniz amma sizin görüp hissettikleriniz ayrı olacaktır. Çünkü Görülen ve hissedilen her şeyin kaleme dökülmesi mümkün değildir.

 

 Detay için Tıklayınız..

Kadir Gecesi -

 

Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:  "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi )  

Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:

 Detay için Tıklayınız..

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE KADININ İSLAM DA YERİ -

İslâm dini kadına pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir. Cenab-ı Hakk bir ayet-i kerime de “Ana-babanıza öf bile demeyin” (İsra Sûresi, 28) buyurmuştur.

Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretleri de, “Cennet anaların ayakları altındadır,” (Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642) buyurmakla validelere çok büyük bir makam vermiştir. Bu münasebetle, İslâm’da kadın-erkek eşitliği olmadığı şeklindeki akılsızca ve mesnetsiz olan iftira mahiyetindeki itirazlara kısaca temas edelim:

 Detay için Tıklayınız..

BERAAT GECESİ, CÜMLEMİZİN BERAATINA VESİLE OLSUN -
                                             

Şaban ayının 15. gecesi BERAT gecesidir.

Bu mübarek gecenin hepimiz ve bütün İslâm alemi için maddî ve manevî hayırlara bereketlere ve afv ü mağfirete nail olmamıza vesile olmasını Cenab-ı Hakk’dan niyaz ederiz. Ve bilhassa idrak ettiğimiz bu mübarek gecenin; çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, ümitsiz, karamsar, günleri gafletle geçen kimselere gerçek manada maddi ve manevi bir kandil olması için dua ve niyaz ediyoruz.

 Detay için Tıklayınız..

AB ülkelerinde din-devlet ilişkisi -

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından düzenlenen ve hafta sonunda İstanbul'da gerçekleştirilen AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DİN-DEVLET İLİŞKİSİ başlıklı sempozyumda, ülkemizin sosyal ve siyasi gündeminden hiçbir zaman düşmeyen ve sağlıklı bir zeminde tartışılması nerede ise imkansız hale gelen konuların ele alınmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görmek gerekir.

Din-Devlet ilişkisi meselesi gibi Türkiye'nin nerede ise modernleşme tarihi boyunca devamlı sorun olmuş ve bir türlü sağlıklı bir çerçeveye oturtulamamış bir konu hakkında bir yandan güvenilir bilgi üretmek zor olurken diğer yandan bu ilişkide yaşanan sorunlara ufuk açıcı çözümler bulmak imkansızlaşmaktadır. Bu tür konularda hiç kimse yeni bir açılıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmemekte ve yeni bir açılımı dinlemek istememektedir.

 Detay için Tıklayınız..

BİR AYET VE YAHUDİ - Hz. Ömer’in hilafet günlerinde Yahudi bir din alimi halifenin yanına gelir ve der ki:

“Ey Ömer! Sizin kitabınızda olan bir ayet eğer bizim kitabımızda olsaydı, biz o ayetin indiği günü bayram olarak ilan ederdik.” Hz. Ömer Yahudi bilginin hangi ayeti kastettiğini anlayamamıştı; hayretle sordu: “Hangi ayetmiş bu ayet? Yahudi âlim Maide Suresi’nin 3. ayetinin bir cümlesini okumaya başladı: “El-yevme ekmeltü leküm dineküm ve etmemtü aleyküm ni’meti ve radîtü lekümü’l İslâme dinen” yani; “Bugün size dininizi kemale erdirdim ve üzerinizde olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.”
 Detay için Tıklayınız..

SEVGİ ve ADALET -                              Geçtiğimiz perşembe günü öldürülen Pakistan’ın Siyaset ve Devlet adamlarından Benazir Butto (1953-2007)’yu kim öldürdü diye günlerce gazeteleri ve Yorumcuları takip etsek bile sağlıklı bir sonuca ulaşmamız mümkün değildir. Herkes kendi dünya görüşü ve anlayışına göre bir teori geliştirerek kafaları karıştırmaya devam edecektir. Ancak İnsanlığa Menfaat gözlüğü ile bakan Birileri bir yere geldikten sonra orada ölümler artıyorsa, o gittikten sonra da öldürmeler, Faili meçhuller duruyorsa o lanetli üzerinde durmak gerekir.

 

 Detay için Tıklayınız..

MİRAÇ KANDİLİ -

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)

 Detay için Tıklayınız..

DİN KALPLERDE GİZLİ KALAN BİR OLGUMUDUR? - DİN KALPLERDE GİZLİ KALAN BİR OLGUMUDUR? 

Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır. Din tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir.

 Detay için Tıklayınız..

Mahir İz Hocanın Yaşantısı - Son asrın önemli din bilginlerinden Mahir İz, zekât konusuna getirdiği yorum ve uygulama ile pek çok insana örnek olmuştur. Bir memur maaşına talim eden ve belki de hayatı boyunca zekat vermeyi aklından bile geçirmeyecek olan nice kişiler onun yol göstermesiyle zekat vermenin hazzını ve doyumunu yakalamış, bereketini yaşamıştır. Merhum Mahir İz, öğrencilerine, memuriyete başlar başlamaz maaşlarının yüzde 2,5’ini zekata ayırmalarını tembih eder, “Memleketimizde pek çok muhtaç insan var; onların, siz zekat verecek duruma gelinceye kadar beklemeye tahammülleri yoktur. Üstelik siz memur adamsınız; nisap sahibi olmayı beklerseniz, hayatınız boyunca zekat veremezsiniz” derdi.
 Detay için Tıklayınız..

Bu Hizmetleri Kimler Yapacak? - HER yer pislik içinde... Temizliğe önce nereden başlayacaksın? Elbet teki kendi evinin içinden. Evin içini temizledikten sonra dışa döneceksin, önünü ve yakın çevresini temizleyip paklayacaksın. Sonra etrafa yöneleceksin.

Türkiye’de bin türlü pislik ve kötülük varken, İslâmî hizmet yapacağım diye Müslümanlardan para toplayıp çok uzaklarda birtakım faaliyetler yapmak doğru mudur?

Müslümanlar nasıl çalışacaklarını, nasıl hizmet edeceklerini hangi kaynaklardan öğrenir?

* Birinci olarak Allah’ın Kitabı Kur’ân’dan.

* Sonra Resul-i Kibriya Efendimizin Sünnetinden.

*Ümmetin (âlimlerinin ve fakihlerinin) icmâından.
 Detay için Tıklayınız..

BOSNA HERSEK ZİYARETİ -  

            Çok aziz ve değerli eski Adalet Bakanımız muhterem İsmail MÜFTÜOĞLU’nun organize ettiği yine eski İstanbul Milletvekillerinden muhterem Hüseyin KANSU’NUN rehberliğinde İkram Turizmin ev sahipliğinde Bonsa Hersek Cumhuriyetine 16 Ekim 2008 tarihinde bir gezi düzenlenmişti. Sn. Bakanımızın daveti üzerine  bu organizasyondan haberdar oldum ve katıldım.

 Detay için Tıklayınız..

Gıybet Felaketiyle Savaş -

Eğer insanlar gerçekleri açık ve cesur bir ortamda eşit şartlar altında paylaşabilselerdi; yüzlerinden başka, gıyaplarında başka olmasalardı, savaşlar çıkmayacaktı; kavgalara, üzüntülere yer kalmayacaktı. İnsanlar birbirinden küsmeyecek ve kırılmayacaktı, Kısaca beşeriyetteki Tüm felaketlerin, hatta ebedî kahroluşların ardında, gıybet tohumlarını bulacaksınız. Tüm kötülükler, gıybeti de beraberlerinde taşırlar.

Bu yazımızda şu soruların cevaplarını arayacağız: Gıybet nedir? Gıybet biçimlerini nasıl sınıflandırabiliriz? Gıybet neden ve ne kadar kötüdür?

?

 Detay için Tıklayınız..

VE… TAÇ MAHAL -

(Aşka ve Sevgiye Adanan Eser)
Hindistan – 3 –

Yıllarca Hindistan’a Başkentlik yapmış Agra’ya doğru ilerlerken heyecanlıydık. Dostumuz Ahmet AVCI beyin büyümüşte küçülmüş cinsten sevimli ve zeki kızı, yolda bize ezberlemiş olduğu Kur’andan süreler ve ilahiler okuyordu. Hava çok güzeldi, insanlar, hayvanlar kısaca bütün mahlûkat yollarda, çöllerde ve tarlalarda idi. Bu yol da Pencap Eyaletine giderken görülen yollar ve manzaralarla aynı idi. Tek değişiklik, Yeni Delhi ile Agra arasındaki yol kenarında çok büyük Turistik Tesisler mevcut. Bu tesislerde hediyelik eşya satan marketler, restaurantlar, oteller, yılanları oynatan (çingene) hintliler, filler ve develer gibi muhtelif hayvan sergileri, flüt çalanlar değişik kıvrak danslarla insanları eğlendiren çocukları bulmak mümkündür. Yemyeşil bir ülkede dümdüz yollarda ilerliyorduk, gördüğümüz bütün kaleler, tarihi kumbetler, kervansaraylar ve camiler Müslüman Türklerin, Hindistan’da yönetimde bulundukları Babür Şah, Ekber Şah ve Cihan Şah dönemlerine aittir.

 Detay için Tıklayınız..

KURBAN BAYRAMI - Kurban bayramı yaklaşınca; insanın aklına ilkönce kesilecek koçlar, keçiler ve diğer kurbanlık hayvanlar gelmektedir. Daha sonra da ziyafetler, kebaplar ve şişler düşünülmekte, hele havalar biraz iyi ise, mutlak surette bir piknik yeri, eşle dostla sefa etmek veya bir tatil yerine giderek şöyle iki üç gün dinlenmek gelir.

Şayet maddi durumunuz iyi değilse, komşu ve arkadaşlardan geri kalmak korkusu, çoluk ve çocuğun gözü komşu kapı ve mutfaklarında kalma mahcubiyeti ile kıvranıp, geceleri uykun bile zehir olur. Böylece bayram sevgisi, yerini sıkıntı ve ızdıraba bırakır.

Evet, kurban bayramı gelince; insanımızın büyük çoğunluğunun düşündüğü basında yer alan yazılar genellikle yukarıdaki meselelerdir. Halbuki, Kurban Bayramı denilince, insanın aklına Hac farizası gelmeli, Arabistan, Mekke-i Mükereme, Medine-i Münevvere orada yaşanan olaylar, çekilen ızdıraplar, verilen mücadeleler gelmeli, Halilullah Hz. İbrahim (A.S)dan efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) in mübarek hayat mücadeleleri, tağuti ve putperest düzen ve sistemlere karşı verdikleri mücadeleler gelmeli.
 Detay için Tıklayınız..

İTALYADA 8 GÜNDE YAŞADIKLARIM -

Mübarek Ramazan Bayramına 4 gün kala bir arkadaşımın daveti üzerine İtalya’ya gitmeye karar verdik. İstanbul Sabiha Gökçen havaalanından havalandıktan,  yaklaşık 3 saat sonra Bergamo Havaalanına indik. Bergamo Şehri Milano’ya yarım saat uzaklıkta bir tepe üzerine kurulu, ortaçağdan kalma sade, zevkli yapıları, dar sokakları ile zarif ve estetik küçük fakat zengin bir şehirdir. Orada Fatih isminde bir arkadaş (o kadar cana yakın ki karşılaması, ilgisi, alakası ve sohbeti insana öyle bir his veriyor ki sanki uzun yıllardır tanışıyoruz) bizi karşıladı, arabasıyla geçtiğimiz yerleri de tanıtarak Milano’ya götürdü. Milano Kuzey İtalya’da (Kuzey Kısmında) bulunan Lombardıa Bölgesinin Başkenti dır. Ayrıca İtalya’nın da Tekstil, Sanayi ve Ticaret merkezidir.

 Detay için Tıklayınız..

TÜRKİYEDE SUSUZLUK ENDİŞESİ -

Hızla gelişen dünyanın, değişen koşullara paralel olarak ülkemizde de su kaynaklarının çeşitli amaçlar için kullanımına yönelik talepler ve su ile ilgili sorunlara karşı duyarlılık artmaya başlamıştır. Su, insanoğlu için taşıdığı hayati önemin ötesinde ülkelerin varlığı, güvenlik, ulaşım ve ekonomik gelişimleri bakımından da büyük bir öneme sahip olan doğal bir alternatifsiz kaynaktır.  Tıklayınız Detay için Tıklayınız..

Görgü Kuralları I - Geçen yazımızda Toplum yaşayışında görgü kurallarının çok önemli olduğunu ve kişiliğimizi temsil ettiğini genel hatları ile belirtmiştik. Şimdi ise ferdi olarak yaşantımızın bazı bölümlerinde ( sokakta, yürürken, konuşurken, gülerken vs.) nelere dikkat etmeliyiz?

Her insanın yaşantısında dikkat etmesi gerektiği gibi, inançlı insan da; edepli, görgülü, nazik, kibar, güler yüzlü olmalı, efendim demeden konuşmamalıdır! Edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlâk, haya, nezaket, zarafet demektir. Edep, hiçbir hırsızın çalamadığı güzel bir ziynettir. Kısaca Edep, insanla hayvani davranışları birbirinden ayıran en bariz farktır.
 Detay için Tıklayınız..

Türkiyenin İlk bağımsız milletvekili Gıyasettin Emre vefat etti - Türkiye'nin ilk bağımsız milletvekili unvanına sahip olan ve Yassı ada’da hapis yatan Gıyasettin Emre 98 yaşında hayata veda etti. Akciğer ve böbrek yetmezliği sebebiyle 21 gündür Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören Emre, 02.10.2008 günü saat 10.10'da Hakka yürüdü Detay için Tıklayınız..

SELİMİYE CAMİİ, DUPNİSA MAĞARASI -

            Selimiye camii Edirne’de, Dupnisa Mağarası da Kırklareli’nde birbirlerine yakın fakat dünya çapında iki şaheser, birisi Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş kul (beşer) yapısı, diğeri de Kudret-i ilahi ile ( suyun taşları oyması ile) oluşmuş harika bir eser,

 

            Selimiye Camii’ni devlet ve millet olarak hem tanıyor ve hemde tanıtmaya çalışıyoruz. Bir çok yerde yüzyıllardır ayakta duran eserleri ile (camii, medrese, han, hamam, köprü v.s.) övündüğümüz Mimar Sinan’ın ustalık döneminde yaptığı belirtilen Edirne Selimiye Camii hakikaten son derece zarif, (minare, kubbe ve camii iskeletinin bir birine uyumlu), görkemli, ferah, ses ve aks konusun da mükemmel bir eseridir. Türkiye’de tarihi eser denilince; herkesin aklına ilk gelen büyük eserlerden birisidir. Bahçesi ve bahçesinin peyzaji da buraya ayrı bir güzellik ve ahenk vermiştir. Yani yıllarca Osmanlı İmparatorluğuna Başkentlik yapmış, Edirne şehri bu şaheserle tanınır olmuş denilse doğrudur.

 Detay için Tıklayınız..

KÜRESEL ISINMA! -
SU, YAĞMUR İLE İLGİLİ AYETLER ( SÜRE NO/ AYET NOSU )

Son zamanlarda basında Tv. lerde ve bir çok konferanslarda, uluslar arası toplantılarda Küresel ısınma ve Kuraklıklardan bahsediliyor, Tedbir ve çareleri hakkında çeşitli öneriler gündeme getiriliyor. Ben de Yüce Kitabımız Kur’an – ı Kerimde Rabımızın , bu hususta ne buyurduğunu merak ettim.
Yorumsuz olarak bilgilerinize sunuyorum. Tedbiri siz düşünün  Detay için Tıklayınız..

ROMA DA BİR GÜN -

Zaman Gazetesi muhabiri İbrahim Bey bizi konağımıza götürdü. Burada biraz dinlendikten sonra, bir belde Belediye Başkanı ile akşam yemeği düzenlenmişti. Çok temiz ve havası güzel bir tepenin eteğinde kurulmuş o bölgenin en büyük ve en güzel restaurantın’da hazırlanan akşam yemeğine katıldık. Sn. Belediye Başkanı buradaki Türk arkadaşlarımızın sayesinde tam bir Türk dostu olmuştu. Saygıdeğer eşleri Türkiye’ye gezmeye gelmiş, turistik yerleri ve birazda Türkçe biliyordu. O da büyük bir Türk dostu idi. Zaten yemeğin Türklerle olduğunu duyunca bunun için geldiğini de ifade etti. Sohbet gittikçe koyulaşıyordu. Dünya, Türk, Avrupa ve İtalya siyasetçilerinden bahsedildi. Belediye Başkanı, Kendisinin de büyük çoğunluk İtalyanlar gibi Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılmasından yana olduğunu, şimdi ki Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN’ı takdir ettiğini ve beğendiğini söyledi. Saat 24:00 sularında bir tepenin doruğunda olan eskiden kale görevini yapan, şimdiki Belediye Başkanlığı binasına bizi götürdü. Tepenin doruğunda kalenin terasında Roma’yı seyretmek harika idi. Beynimizi bombalayan Pompei ziyaretinden sonra, düzenlenen yemek, yapılan sohbet ve bu manzara, dostlarımızın ilgi ve alakaları bizi epey dinlendirdi. Konağımıza döndüğümüzde saat 02:00’ yi geçmişti.

 Detay için Tıklayınız..

MÜŞTERİYE İYİ HİZMET VERMENİN ESASLARI VE FAYDALARI -

Çağımızdaki bütün işletme ve kurumlarda Müşteri Memnuniyeti diye bir kavram ve duygu oluşmuş, bunun için her işletme kendi iç bünyesinde Müşteri Memnuniyetini sağlamak için personellerini ‘Beşeri Münasebet’ dediğimiz müşterileri ile ilişkilerinde nasıl davranılacağına dair eğitime tabi tutmaktadırlar. Çünkü tüketici artık kendisi ile ilgilenen, kaliteli hizmet vererek mal üreten,  satış sonrası hizmetleri de aksatmayan Kurum ve Firmaları tercih etmektedir. Tüketicilerin bu bilinçli tercihleri Kamu Kurumların da etkisini göstermektedir. Kamuya (Devlete) ait kurumlarda verilen mal ve hizmetler çoğunlukla                         tekel niteliğindedir. Tekel olan yerlerde de Tüketici Tercihini nasıl yapacak diye merak edilmektedir. Halbuki Kamu kuruluşu olmalarına rağmen, Son 15 yılda Ankara ve İstanbul Belediyelerinin çalışmalarına bakıldığında Tüketici diye nitelendirdiğimiz vatandaşlar bütün baskı ve propagandalara rağmen kendisine kaliteli hizmet vereni adeta ısrarla tercih etmiş ve iş başına getirmiştir.

 Detay için Tıklayınız..

ASYA YI TANIYALIM -

Yeryüzünde yaşayan 6 milyar insandan yaklaşık 3/2 si bu kıtada yaşıyor. Demekki en çok insanı barındıran kıta Asya’dır. Ülkemizin en büyük kara parçası 4/3 ü de yine bu kıtada bulunmaktadır.

 

            Bunun içindir ki, Asya’da bulanan en büyük kara parçasına Anadolu diyoruz. Daha önemlisi bütün bayram ve siyasi nutuklarımızda Orta Asya’dan geldiğimizi, Asya kıtasının bizim Ata yurdumuz olduğunu söyleriz.

Bundan başka, Asya kıtasında dinen, ırken ve kültür bakımından aynı inanç ve yaşantıları paylaştığımız milletler ve ülkelerde mevcuttur. Tarih boyunca bu ülkelerle kaderbirliği yaptığımız, iyi ve kötü günlerde birlik ve beraberlik içinde olduğumuzu yine tarihçiler yazmaktadır. Kurtuluş savaşında; Pakistan ve Afganlıların bize gönderdikleri maddi ve manevi yardımlar, hala dillere destandır. Malezya’dan tutun, Tacikistan’a kadar hepsiyle ortak yanlarımız, ortak inançlarımız,  ortak örf ve adetlerimiz vardır. Hemen hemen bütün ülkelerle de ortak tutku ve kültür birliğimiz mevcuttur.  Ayrıca; Asya’da yaşayan insanların bir çoğu ile bizim ırk birliğimiz vardır. Değişik değişik kabile ve familyalardan (bir kısmı Türkmen, Kazak, Tacik, Azeri, Kürt, çerkez v.b)olsak bile Aynı dine mensubuz ve hepimiz Orta Asya Menşeyliyiz. Evet heyhat ki, Asya’da yaşayıp onlarla her türlü birlik ve benzerlik içinde olmamıza rağmen, en az tanıdığımız Kıta yine Asya’dır.

 Detay için Tıklayınız..

ABD ZİYARETİ ( II) -  Biz, İSKİ Genel Müdürlüğünden bir heyet olarak Kazısız Teknoloji ile Su Şebeke ve Atıksu Kanallarının bakım, onarım ve kazısız yöntemle delme, boru itme, kanal kaplama v.s. işleri yapan makineleri görmek için Uluslar arası ABD/Dallas Kazısız Teknoloji Aletleri Fuarına gitmiştik. ABD hakkında ki görüşlerimizi ve orada yaşadıklarımızı bir önceki yazımızda belirtmiştik. Ancak Yinede Dallas ta bulunan Abdülkerim beyefendiye tekrar teşekkür etmeden geçemiyecem. Kuracağı Doğa koleji için başarılar diliyor ve orayı da çok görmeyi arzuluyorum. Detay için Tıklayınız..

Zekât ve fitre kimlere verilmez -
Bilindiği üzere fitre, yaşayan her insan için bir yaratılış borcu ve baş göz sadakasıdır. Bu sebeple ekonomik durumu müsait olan aile reisi, sorumluluğunu yüklendiği ailenin her ferdi adına birer fitre vermekle yükümlü tutulmuştur. Hatta bayram gecesi sabaha karşı dünyaya gelen bebeğin dahi şükür sadakasını vermesi gerekir. Çünkü bebek de nihayet yaratılma nimetine kavuşmuştur. Onun için de şükür gerekmekte, fitresi vacip olmaktadır... Üç mezhebe göre farz, Hanefi’ye göre de vacip olan bu şükür sadakası fitreyi vermiş olmak için, en son, bayram günü ikindi namazına kadar muhtaçlara ulaştırılmış olması gerekmektedir. Hicretin ikinci senesinden itibaren verilmeye başlanan bu yaratılış sadakasının son veriliş vakti, bayram gününün ikindisine kadardır. Bundan sonraya bırakılması haramdır. Ama bırakılırsa yine de verilmeli, borçlu kalınmamalıdır. Bu sebeple, Ramazan’ın başından itibaren münasip yerler aranır, en muhtaç yer neresi ise orası bulunarak verilip bayram sevincini ortak yaşama duygusu sağlanmış olur. Şurası da bir gerçektir ki, zekatı nasıl zenginler veriyorsa fitreyi de öyle zengin kimseler verirler. Ancak zekat zengini ile fitre zengini arasında küçük bir fark vardır. Şöyle ki: Zekat zengininde servetin üzerinden sene geçmesi gerekirken, fitre zengininde sene geçmesine gerek olmaz. Servete bayram gününde sahip olsa yine fitresini vermesi gerekir. Zekat gibi sene geçmesini bekleme izni yoktur.
 Detay için Tıklayınız..

İSLAM VE TOPLUM -              İnsanlar, genellikle tek tek (ikizler ve fazlası istisnadır.) doğar, ancak toplu halde yaşarlar. Toplu yaşamak insanların fitratı gereği bir zorunluluktur. Çünkü yalnızlık, sadece ve sadece Allah (c.c) mahsustur. Hz. Âdem (a.s) da dünyaya ayak basar basmaz derhal kendisine bir dost, arkadaş ve beraber yaşaya bileceği bir topluluk aramış, yeryüzünde ilk toplu yaşam da Hz.                                  Âdem (a.s) ile Hz. Havva annemizin buluşmalarıyla başlamış, insanlar dünyada yaşadıkları müddetçe de devam edecektir.             Toplu yaşama biçimi hayvanlar âleminde de aynıdır. Evcil hayvanlardan tutun, yabani hayvanlara kadar, ister karada yaşasınlar ister suda, ister yürüyenler ve sürüngenler olsunlar, isterse uçanlar hepsi toplu yaşarlar. Bitkiler âlemi de böyledir. Dünyayı en güzel süsleyen şey, bitkilerin topluca yaşadıkları bağlar, bahçeler ve ormanlardır.   Detay için Tıklayınız..

İTALYADA KURBAN BAYRAMI -             Bugün Mübarek Kurban Bayramının birinci günü, Bayram Namazı için Modena’daki bir camiye Âdem Bey tarafından götürüldük. Cami tıklım, tıklım idi. Daha önceleri ev olan bu yer Modena’da çalışan Türkler vasıtasıyla kiralanmış, bazı iyileştirmelerden sonra cami haline getirilmiş olup, imamlığını da emekli bir hocamız yapmakta idi. İtalya’da sokakta namaz kılmak yasak olduğu için caminin içi ve bahçesi dolduğundan bir o kadar da ikinci cemaati bekledi. Yani, burada Kurban Bayramı 2 defa kıldırıldı. İlk defa Namaz kılanlar gittikten sonra ikinci cemaat’ta Bayram Namazını kılamayanlar için yapıldı. Çok memnun olmuştuk. Çünkü cemaatin çok büyük çoğunluğu genç ve çocuklardan oluşuyordu. Bu da burada Türk kardeşlerimizin din, örf ve adetlerini terk etmediğini bunları çocuklarına da yaşattıklarını gösteriyordu. Evet, kendi evimizde veya Anadolu’daki bir şehirde kendimizi hissettik. Bayram Namazından sonra, bütün cemaat bir biriyle ve hoca ile bayramlaştı. Daha sonra konak sahibimiz Âdem Beyin evine gittik. Dünyalar güzeli ve bir o kadar sevimli oğlu bize kapıyı açtı, ellerimizi öperek bizlerle bayramlaştı. Daha sonra bir birinden güzel yemeklerle donatılmış, çok cömertle hazırlanmış kahvaltı sofrasına davet edildik. Efendimiz buyururlar ki! “Cömertler ilk önce cennete girecekler.”  Demek evin hanımı bu hususa iyi riayet ediyordu. Hem mübarek Bayram günü ve gurbet diyarında Anadolu’nun her çeşit yemek çeşidi ile müzeyyen bir sofra, ancak bizim acelemiz vardı. İtalya’nın güneyine inecek, Napoli Şehrine gidecektik. Detay için Tıklayınız..

DAMA ÇIKAN MERDİVEN ÇEKİYOR - Cenabı hak (c.c.) Kur’an-ı Kerimde “Siz neye müstahak iseniz öyle yönetilirsiniz...” diye buyuruyor. Hâşâ zerre kadar hilaf bulamazsınız. Bugün içinde bulunduğumuz durum ve keyfiyet, tamamen bu İdareye müstahak olmamızdandır. Suçu, bütün toplumda da aramamak lazım, önce kendi nefsimizden başlamalı ve sorguya çekmeliyiz. Hz. Ömer (RA.) da her akşam “Bugün Allah için ne yaptın” diye nefsi muhasebesini yapmıyor muydu? Ülkede en büyük kitle olmamıza rağmen, demokratik ölçüler içerisinde neden muktedir değiliz, çoğunluk bizde amma, izzetimizi kaybetmiş bulunuyoruz. Azınlıkta iken herkesin yanında izzetimiz, birbirimize karşı da sevgi ve muhabbetimiz vardı. Fakat bugün nefsanî duygularımız ve menfaat korkularımız yüzünden dün omuz omuza olanlar, şimdi birbirlerine kuşku ile bakmaya başladılar. Rızk ve rahatlık endişesi her tarafımızı sardı. Büyüklerimizin etrafı dalkavuklarla doldu, sevgi ve kardeşlik duygularının yerini, nefret ve husumet aldı. Çünkü sünneti seniyeye muhalif yaşıyoruz. Bakınız efendimiz Hz. Muhammet Mustafa (SAV) bir hadisi şeriflerinde; “Birbirinizi sevmedikçe İman etmiş olamazsınız. İman etmedikçe de cennete giremezsiniz diye” buyuruyor. Hâlbuki bizler tıpkı kapitalist düşüncede olduğu gibi   (Altta kalanın canı çıksın) düşüncesindeyiz. Bilmeliyiz ki kapitalist düşünceyle İslami netice beklemek beyhudedir.  Detay için Tıklayınız..

Muvaffakiyet, Başarının sırları... -

İnal Aydınoğlu / 24.10.2008

Mutluluğun en önemli şartlarından biri de başarıdır. Başarı, insanı güçlü yapar, motive eder, heyecanlı, sevinçli ve moralli tutar

 Detay için Tıklayınız..

AKAİDİN ÖNEMİ VE TANIMI -


Akait, akîde kelimesinin çoğuludur. Akide, akd kökünden türemiştir. Akd ise düğümlemek, bağlamak anlamına gelir. Buna göre akide, bağlanılan, sağlam bir şekilde inanılan, düğüm atmışçasına kesinlikle gönülden kabul edilen şey anlamını taşır.

İtikad kelimesi de akd kökünden türemiş olup kalpten bağlanma, meşhur değişle Söz de değil, Öz de iman etmek, kesin olarak karar verme, inanma anlamına gelir.

Terim olarak akait, İslâm dininde inanılması ve kalben kabul edilmesi gereken konulara verilen genel addır. "Akait" terimiyle kastedilen, iman esaslarıdır. Akait ilmi denilince akla, iman esaslarından bahseden ilim gelir.

 Detay için Tıklayınız..

TOPLUMSAL YARAMIZ İNTİHAR! - Çağımızın en korkunç hastalıklarından birisi de intihardır. Son zamanlarda ülkemizin çeşitli yerlerinde hemen hemen her ay intihar olayları meydana gelmektedir. Toplumlar, kendi bireylerinin varlığı ile devamlılık kazanırlar. Bu nedenle, insanlık tarihi boyunca toplumsal kurumlar genellikle intihara karşı bir tavır takınmışlardır. İlkel toplumlarda tabular yoluyla kendini gösteren bu tutum, özellikle vahye dayalı dinlerin ortaya çıkması ile iyice kurumsallaşmıştır. Doğu uygarlıklarında ise genellikle, intihara karşı daha ılımlı bir tutum süregelmiştir. Hatta intiharı onurlu bir davranış olarak görme eğilimi de bu toplumlarda gelişmiş ve kahramanlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu husus; kişilerin işledikleri kusur ve ayıplara karşı topluma olan saygısından ve utancından kaynaklanmıştır. Şimdiki gibi parasızlık, iflas, elde edilmeyen aşk gibi basit ve telafisi mümkün olan sebepler olmamıştır.
 Detay için Tıklayınız..

Başımıza gelen olayları doğru yorumladığınızdan eminmisiniz? -

Bazı maneviyat büyüklerinin şu sözüne bir göz atın lütfen:-İnsan mutluluğu da mutsuzluğu da kendi kafasında aramalı, kendi düşünce yapısında görmelidir!..

Evet mutluluk da mutsuzluk da bir bakıma insanın düşünce yapısında, olayları yorumlama anlayışındadır. Nitekim bir olayı hem mutluluk vesilesi olarak yorumlayabilirsiniz hem de bunalım sebebi haline getirebilirsiniz...

Diyelim ki herkes gibi sizin de içinde bulunduğunuz sıkıntı, üzüntü ve zorluklarınız vardır. Bunu doğru olarak yorumlayabilirseniz bir çıkış yolu bulabilirsiniz... En azından bunların geçici imtihan olduğunu düşünüp; bu da geçer yahu! diyerek sabreder, rahatlayabilirsiniz. Yahut da sıkıntıyı büyüttükçe büyütür, bir bunalım sebebi haline getirebilirsiniz de... İkisi de sizin düşünce tarzınızla, hayata İslam kültürüyle bakıp bakmayışınızla ilgidir...

 Detay için Tıklayınız..

SAATÇİ AHMET EFENDİ - Hafızlığı da vardı ama saatçi olarak bilinmeyi tercih ederdi. Ta küçüklüğünden beri hafız olarak yetiştirilmiş, hıfzını da başarıyla tamamlamıştı. Hatta camilerde, evlerde, mevlitlerde aranan bir insan olmuştu; bunda o zamanlarda hafızların veya Kur’an okuyanların pek az olmasının da bir payı vardı elbette. Lakin kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, neticede kendi benzerlerinin sıradan takipçisi olmaktan öteye geçemiyordu. Zaten yeteneği de oldukça sınırlıydı; kuvvetli bir sesi yoktu, bir seviyeden sonra sesi çatallanıyordu. Tam bir hafızdı ama bazen takılıyordu, onun için tekrar çalışmak zorunda kalıyor; Ramazanlarda hatimle namaz kıldırmaktan kaçınıyordu. Diğer bazı hafızlar öyle miydi ya? Filan surenin şu ayetinden başla deseler bülbül gibi şakımaya başlıyorlar, şu ayet nerede diye bir suale muhatap olsalar hemen suresini, numarasını söyleyiveriyorlardı. Onda ise bu derecede hafıza kuvveti yoktu, normal bir hafızdı. Ahmet Efendiyse ailenin maddi sıkıntılarından babasının dükkânında zaman zaman çalışmaya mecbur kalmış, arkadaşları gibi hocaya çok düzenli gidememişti.  Detay için Tıklayınız..

İNSANLIK ÂLEMİNE IŞIK OLAN İNSANLAR, SIRAYLA VE GÖREVLİ OLARAK GELİRLER -

Hz. Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur'u; ben onun zamanında gelseydim Mesnevi'yi yazardım. Onun hizmeti Mesnevi tarzındaydı, şimdi ise Risale-i Nur tarzındadır."                                                                                                                                       (Bediuzaman )  

 Bismihi...Bu yol size gider Efendim...Bu yol Mürşidi Kamillerin yoludur bilirim... Anadolu’nun uyuyan yollarında buhrana düşmüş insanlar sizi arıyor. Seher vakitlerinde rüyalarıma şefkatin eli değince, sizden bir esinti düşer ruhuma. Üstadım, Ruh Mimarım, Efendim... Birazdan dünya sizinle uyanacak taze güne. Sabahlar aydınlık, sabahlar serin. Sizin gül kokulu hatıranız, tatlı bir meltem gibi dağıtacak insanlığı saran buhranı. Şimdi...  Günahları çoğalan caddelerin tadı yok, esrarı yok. Tadı yok mekanların, meskenlerin.  Hendekleri, menzilleri geçen sizin ak sevdalarınızdı. Aşkın kıyamında el bağlayan, sizin efsunkâr ellerinizdi, kalbimize mühür vuran. Gönül ayinesinde yürüdük sizin gibi Sultânü'I-Ulemâ  dergahına. .. Biliriz, zordur dünyadan geçmek... Pervane olduk şardan içeri.  Nurun şefkatine susamış kerbela misali yüreğimiz... Yanar dururuz kardan içeri... Sokaklarımız, caddelerimiz, evlerimiz kan ağlar... Bağdat sokaklarında kaldırımların avuçları terliyor utançlarından. Kahırlanıyor caddeler. Ağaçların ilenci düşüyor yaprak yaprak...Yok, tesellisi ruhumuzun, ruhumuz mahalle yetimi... Bir ceylan sekmesiyle, yayan yapıldak koşuyoruz asrın cehennemine. Uzaklardan görürsünüz hal ü ahvalimizi... Yüreğimiz, hasrettir yüreğinize. Kalmışız kıyılarda, uzattık ellerimizi ellerinize. Ey zamana düşen ışık, Verin ellerinizi...

 Detay için Tıklayınız..

MERHABA DOSTLAR - Yaklaşık bir Yıl evvel www.mtaylan.com ile sizlere merhaba demiştik. O günden buyana bilhassa yakın çevre ve arkadaşlarımdan çok büyük ilgi ve alaka gördüm. Bunun için herkesi en kalbi duygularımla selamlıyor, saygılarımı sunarak teşekkürlerimi arz ediyorum. Sizin bu desteğiniz bizim de heyecan ve azmimizi artırarak Sitenizi daha da kapsamlı bir hale getirmeye karar verdik. Bu hususu ta gerçekten emek veren çok özel arkadaşlarım var onlara da teşekkür etmeden geçemeyeceğim, hayra vesile oluyorlar, hayır da yarışıyorlar. Çünkü onlar bu işlemleri tamamen meccanen yapmaktadırlar.  Detay için Tıklayınız..

28 nci Avrasya Maratonu -             Her yıl İstanbul’da gerçekleştirilen Avrasya Maratonuna bilmem hiç katıldınız mı? Ben 6 yıldır her sene katılıyorum ve ertesi seneyi’de sabırsızlıkla bekliyorum neden mi?             Bence; dünyevi güzellik bakımından cennete benzetilen, manevi olarak ta Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) ın Hadis ve övgülerine mazhar olmuş İstanbul’da yaşamak bir ayrıcalıktır. İşte böyle bir Şehirde senede bir gün 8-9 Km yol yürüyerek, Altunizade den başlayıp, Boğaz Köprüsü üzerinden devam eden, Mecidiyeköy, Şişli, Osmanbey, Harbiye den geçen ve Taksim meydanın da son bulan Halk yürüyüşü, gerçekten ayrı bir anlam taşımaktadır.             Hele Boğaz Köprüsünün üstünde durarak, hangi tarafa bakarsanız ayrı bir güzelliği gördüğün İstanbul manzarası, mavi ve yeşilin tatlı birlikteliğini inanın başka yerde görmeniz mümkün değildir. Kız külesi, boğazda seyreden gemiler ve kayıklar, Kuleli Lisesi, Çırağan Sarayı, yalılar v.s yerler bir başka görünür boğaz köprüsünden...  Detay için Tıklayınız..

Muharrem ayı ve Aşure Günü - Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhurdur."Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinir. Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşure gecesidir. Ertesi günü de Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allah’ü teâlâ, birçok duâları Aşure günü kabul etmiştir. Bugünde Cenab-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bu­lunmuştur. Aşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Suresinin ikinci ayeti olan "On geceye yemin olsun" ifadelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
 Detay için Tıklayınız..

SELİMİYE CAMİİ, DUPNİSA MAĞARASI -

            Selimiye camii Edirne’de, Dupnisa Mağarası da Kırklareli’nde birbirlerine yakın fakat dünya çapında iki şaheser, birisi Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş kul (beşer) yapısı, diğeri de Kudret-i ilahi ile ( suyun taşları oyması ile) oluşmuş harika bir eser,

 

            Selimiye Camii’ni devlet ve millet olarak hem tanıyor ve hemde tanıtmaya çalışıyoruz. Bir çok yerde yüzyıllardır ayakta duran eserleri ile (camii, medrese, han, hamam, köprü v.s.) övündüğümüz Mimar Sinan’ın ustalık döneminde yaptığı belirtilen Edirne Selimiye Camii hakikaten son derece zarif, (minare, kubbe ve camii iskeletinin bir birine uyumlu), görkemli, ferah, ses ve aks konusun da mükemmel bir eseridir. Türkiye’de tarihi eser denilince; herkesin aklına ilk gelen büyük eserlerden birisidir. Bahçesi ve bahçesinin peyzaji da buraya ayrı bir güzellik ve ahenk vermiştir. Yani yıllarca Osmanlı İmparatorluğuna Başkentlik yapmış, Edirne şehri bu şaheserle tanınır olmuş denilse doğrudur.

 Detay için Tıklayınız..

RAMAZANI ŞERİF -

Ramazanı Şerif bütün İslam alemine hayırlara vesile olsun.
Allah sağlıklı oruç tutmayı herkese nasip etsin.
Allah fakir fukaraya rızıklarını versin.Aç ve açıkta kimseyi bırakmasın... “Amin”

 

Ramazan orucu müslüman , akıllı ve ergenlik çağına gelmiş kimselere farzdır. Ramazan orucu, kameri aylardan Ramazan ayının bazen 29, bazen 30 gün sürmesine göre 29 veya 30 gün olarak tutulur. Oruçlarda niyet önemlidir. Niyet kalp ile olur. Geceleyin imsaktan önce veya imsak vaktinde ertesi gün oruç tutacagini kalbinden geçiren bir müslüman o günün orucuna niyet etmiş olur. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemegine kalkan kimse de oruca , niyet etmiş sayılır. Ancak oruç tutan kimsenin hem içinden niyet etmesi, hem de dili ile "Niyet ettim Ramazan'ın yarınki orucuna" diye söylemesi daha iyi olur.

 Detay için Tıklayınız..


Bir öykü vard1r

Bir öykü vardır;

Bir zamanlar doğuda çok akıllı ve bilgili bir hükümdar varmış.

Bu hükümdar, yeryüzünde yaşayan insanlara ilişkin her şeyi bilmek istiyormuş.

Vezirlerini yanına çağırmış ve:

Read more...
 
SELAMLA^MA VE ÖNEM0
SELAMLAŞMA VE ÖNEMİ 

Siz İman etmedikçe cennete giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçede gerkeç mümin olamazsınız. size bir şey göstereyim mi ki, onu yapmadığınız zaman birbirinizi sevmiş olalamzsınız: Aranızda selamı yayın." ( Buhari )

Read more...
 
MEER YA DA MEER

 

MEĞER:

● Zaman içinde “eski dostlar” da değerlerini kaybedebilir, dostlarının “gözünden” düşebilir ve “değersiz” hale gelebilirmiş…

● “Küçük hesapların adamları” hiçbir zaman “adam” olmaz, hiçbir zaman da büyüyemez ve uzun vadede hep kaybetmeye mahkûm olurlarmış…

● İnsanoğlu, “kendini yalnız hissettiği kadar yalnız ve güçlü hissettiği kadar güçlü” imiş…

… DA BİZİM HABERİMİZ YOKMUŞ

Read more...
 
<< Start < Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Next > End >>

Results 1 - 4 of 64
 
Polls
Sitemizin daha çok hangi konularda yayın yapmasını istersiniz?
 
Tarihi Mekanlar
mekanlar.nurris.org
Ziyaretçi istatistiği
Bu Gün2
Dün9
Bu Hafta49
Bu Ay30
Toplam15642

(C) Fliesenstadt
HAVA DURUMU
Who's Online